Haberler
   Halk Sağlığı Bültenleri
   Halk Sağlığı Köşesi
   Bilimsel Bültenler






HALK SAĞLIĞI BÜLTENLERİ

ÜRİNER SİSTEM TAŞ HASTALIĞI


Üriner sistem (böbrekler ve idrar yolları) taşları yaşam kalitesini etkileyecek çok ciddi 'kolik' tarzında ağrılara, idrardan kan gelmesine ve böbrek işlevlerinde bozulmaya neden olabilen önemli bir sağlık sorunudur. Bundan 30-40 yıl öncesine kadar, böbrek yetersizliği nedeniyle tedavi gören hastaların önemli bir kısmını 'böbrek taşı' hastaları oluşturmakta iken son yıllardaki gelişmeler, üriner sistem taşlarını çok daha kolay ve başarılı tedavi edilir şekle getirmiştir.

Üriner sistem taş hastalığı tüm dünyada %5-10 oranında görülmektedir. Ancak hastalık sıcak iklimlerde, dağlık kesimlerde daha sıktır. Bazı genetik sorunlar, metabolik bozukluklar ve en önemlisi beslenme, yaşam tarzı ve çevresel faktörler (iklim-sıcaklık-su kaynakları) hastalığın oluşumuna sebep olan etkenlerdir.

Ülkemizde üriner sistem hastalığı görülme sıklığının %11.2 olduğu bildirilmektedir. Başka bir deyişle, toplumda 100 kişiden 11.2'sinde taş hastalığı mevcuttur veya bu nedenle tedavi görmüştür. Birinci derece akrabalarında üriner sistem taşı olanlarda, bu hastalığın gelişme olasılığı birkaç kat artmaktadır.

Üriner sistem taşlarının %80'i kalsiyum içeren taşlardır. İdrarda bazı maddelerin yoğunluğunun artması 'süpersaturasyon' olarak adlandırılır ve bu idrarda taş oluşumunun yönlendirici gücüdür. Özellikle beslenme tarzı ve iklim özellikleri gibi çevresel etkenler, idrarda atılan kristallerin yoğunlaşmasına, kümeleşmesine ve birikip 'taş' oluşumuna sebep olmaktadır. Kristal yoğunlaşması ve taş oluşumu, böbrekte 'nefron' olarak adlandırılan ve her böbrekte bir milyon kadar olan tubüler (boru şeklinde) yapılarda başlamaktadır. Nefronların görevi, kanın süzülmesi ile oluşan artıkların idrarla atılmasıdır. Kristal yoğunlaşması ve taş oluşumu bu artıkların oluşturulması ve atılması sırasında başlar. Yoğunlaşan kristaller, idrarın daha yoğun olduğu tubüler sistemin sonuna doğru birikir ve tubüllerin duvarına yapışır. İdrarın yoğunluğunun artması, taş oluşumunu yönlendiren esas olaydır.

Günümüzde, üriner sistem taş hastalığı tedavisinin esas ilkesi, 'var olan taşın/taşların temizlenmesi, ve yeni taş oluşumunun önlenmesidir. Son yıllarda, endoskopik yöntemlerle taşların temizlenmesi konusunda büyük aşamalar kaydedilmiştir. Bugün, üriner sistemdeki her taşa girişim yapılabilmektedir. Ancak, endoskopik işlemlerde elde edilen bu başarı, ne yazık ki taşların tıbbi tedavi ile önlenmesi konusunda elde edilememiştir. Taş hastalığı, tekrar eden bir sorundur ve elimizde taşın tekrar oluşumunu engelleyecek, sıvı alımının arttırılması ve diyet önerileri dışında güçlü silahlar yoktur. Taşın tekrar oluşumunu önleyecek bazı ilaçlar olsa da, bunların uzun yıllar kullanılması gerekmekte ve hasta uyumu sorunları yaşanmaktadır. Ayrıca, uygun bir tıbbi tedavi ve korunma için, ayrıntılı kan ve 24 saatlik idrar analizlerinin yapıldığı 'metabolik değerlendirme' gerekmektedir.

Üriner sistemdeki taşların temizlenmesinde bugün en sık kullanılan yöntem, halk arasında 'taş kırma aleti' olarak da adlandırılan ESWL (extracorporeal shock wave lithotripsy = beden dışı şok dalgalarıyla taş kırma) işlemidir. Bu yöntemde, beden dışında üretilen güçlü ses dalgaları, böbrek veya idrar yollarındaki taşlara odaklanıp, kırılma işlemi gerçekleştirilmektedir. Genel olarak anestezi ve hastanede yatış gerektirmeyen bir işlem olmasına karşılık, 1.5-2 cm'den büyük taşlarda başarı düşmektedir. Genel olarak, taşların boyutu ve yerleşimine göre, taşlardan temizlenme oranı %40-90 arasında değişmekte, çoğu olguda ek tedaviler gerekebilmektedir. Ayrıca bu işlemin az da olsa böbrek ve çevre dokulara zarar verebildiği de unutulmamalıdır.

Yaklaşık 1,5-2 cm'den büyük, ESWL tedavisine yanıt vermeyen böbrek taşlarının temizlenmesinde bugün dünyada en sık kullanılan yöntem, 'perkütan nefrolitotomi (PNL)'dir. Bu işlem genel anestezi ile yapılmaktadır. Hastanın sırt bölgesinden 1 cm'den küçük bir kesi ile, floroskopik veya ultrasonografik görüntüleme altında, böbreğe ve taşın olduğu bölgeye bir kanal açılmakta, endoskopik olarak görülen taş, enerji kaynakları (pnömotik, ultrasonik, lazer) ile parçalanarak temizlenmektedir.

Son yıllarda, gerek lazer teknolojisinin gelişmesi, gerekse endoskopik aletlerde sağlanan gelişmeler sayesinde, tüm idrar yolları ve böbrekteki taşlara 'üreterorenoskopi' ile ulaşılıp, taş temizliği yapılabilmektedir. Üreterorenoskopide, ince, kıvrılabilen veya yarı sert bir endoskopi sistemi ile idrar yolları ve böbrek içi toplayıcı sistemi görüntülenip, buralardaki taşlar enerji kaynakları ile parçalanıp temizlenebilir.

Sonuç olarak, üriner sistem taş hastalığı ülkemizde yaygın bir sorundur. Taşın nasıl oluştuğu son yıllarda yapılan çalışmalar sayesinde büyük ölçüde açıklık kazanmıştır. Var olan taşların temizlenmesi de endoskopik yöntemlerle büyük oranda, hastalara en az zorluk verecek şekilde, yüksek başarı oranları ile sağlanabilmektedir. Ancak, üriner sistem taş hastalığının önlenmesi konusunda, sıvı alımının arttırılması ve diyet önerileri dışında, tıbbi tedavi açısından daha fazla araştırmaya gerek olduğu görülmektedir.

Üriner Sistem Enfeksiyonları
Üriner sistemin herhangi bir parçası enfekte olabilmekle beraber en sık alt üriner sistem, yani mesane (sistit) ve üretra (üretrit) enfeksiyonları karşımıza çıkar.

Bayanlarda erkeklere oranla idrar yolu enfeksiyonu gelişme riski daha fazladır. İdrar yolu enfeksiyonlarının tipik tedavisi için antibiyotikler kullanılır. Ancak ilk etapta idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma riskini azaltmak için çaba sarf edilmelidir.

En sık karşılaşılan mesane enfeksiyonunun (sistit) belirtileri idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, acil idrar hissidir. Hastalar kasıklarda ağrı hissedebilir ve idrardan kan gelebilir. Ciddi enfeksiyonlarda, böbrek iltahabı (piyelonefrit) gelişebilir, ve bu klinik tabloya şiddetli yan ağrısı ve yüksek ateş eklenebilir.

Üriner sistem enfeksiyonlarında en sık etken E.coli olarak adlandırılan bir bakteridir. Tedavisinde antibiyotikler kullanılır. Ancak günümüzde toplumda yoğun antibiyotik kullanımı nedeniyle pek çok antibiyotiğe direnç gelişmiştir. Bu nedenle antibiyotik başlanmadan önce kültür antibiyogram yapmak faydalı olabilir.






 
© , Biruni Laboratuvarı - Her hakkı saklıdır.