|
|
 |

HALK SAĞLIĞI BÜLTENLERİ
KIZAMIK
Kızamık , virüslerin etken olduğu , 2 – 5 yılda bir artışlar gösteren , tüm dünyada görülebilen,
aşılanmamış toplumlarda tüm topluma yayılabilecek kadar bulaşıcı, döküntülü bir enfeksiyon
hastalığıdır. Yıllardır aşı ile korunulabilen bir hastalık olmasına rağmen , 1980 ’li yılların
sonu ile 1990 yılı başında kızamık vakalarında yeniden artışların görülmesiyle birlikte , aşı
şeması yeniden gözden geçirilmiştir. . Ülkemizde de 1985 yılındaki aşı kampanyasını takiben
kızamık vakaları azalırken , 1993’de yeniden artış göstermiştir.
Aşının düzenli olarak uygulandığı ülkelerde bu hastalık, okul öncesi aşısız çocukların hastalığı
şeklinde görülür. Gelişmiş ülkelerde hastalık için en riskli grup okul çağı çocukları iken ,
gelişmekte olan ülkelerde 6 – 24 aylık çocuklarda görülür. Kızamık virüsünün bulaşması , infekte
solunum sekresyonlarıyla ve yakın temas yoluyla olur. Virüs , düşük nemli ortamlarda, havada ,
infekte damlacıklar halinde saatlerce kalabilir. Bu nedenle kış aylarında hastalığın
görülme ihtimali artar.
Kızamık virüsü vücuda alındıktan 10 – 14 gün sonra yoğun yaşanan nezle belirtileri şeklindeki
ilk belirtiler başlar. Yüksek ateş ,mide bulantısı , burun akıntısı , gözlerde kızarma ve
sulanma , ışığa karşı hassasiyet ,kaslarda yaygın ağrı , boğaz ağrısı ve kuru öksürük başlıca
belirtilerdir. Tipik döküntüsünden bir iki gün önce ağız içinde, gri – beyaz renkli toplu
iğne başı büyüklüğünde , sayıları değişken olabilen bir oluşum belirir. Bundan hemen sonra
, yüzden başlayarak vücudun alt kısımlarına doğru ilerleyen , en son avuç içi ve ayak
tabanlarında görülen ,ciltten kabarık , pembemsi kırmızı renkli , birbirleriyle birleşebilen
ve üzerlerine basınca rengi solan tipik kızamık döküntüleri başlar. Bu döküntüler yaklaşık
7 –10 gün kadar kalırlar ve genellikle soyulmadan yerlerinde kahverengi iz bırakarak
kaybolurlar. Tüm hastalığın seyri , eğer bir başka hastalığa dönüşmezse , yaklaşık 10 – 15 gün
kadardır. Bu sürenin sonunda döküntülerin de kaybolmasıyla hastalar iyileşirler.
Kızamık hastalığı , tipik seyir gösterdiği durumlarda , kendine özgü olan ağız içi
oluşumlarının ve döküntüsünün görülmesiyle rahatlıkla tanınabilir. Ama bazen , virüsle
temas ettikten sonra koruyucu immunglobulin yaptıranlarda ya da ölü virüs içeren aşı
yaptıranlarda hastalık tipik seyretmez. Bu durumlarda ya da kızamıkçık , kızıl ,
enfeksiyozmononükleoz ( öpücük hastalığı ) , menenjit , 5. hastalık , 6. hastalık ,
ilaç döküntüleri gibi diğer döküntülü hastalıkları taklit ettiğinde hastalığın kesin teşhisi
için , kanda bu virüs için özel olarak oluşan koruyucu hücreleri ( antikorları )
saptamak gerekir.( Anti rubeola Ig M ve Ig G )
Kızamık sonrası ,ateşin uzun süre devam ettiği durumlarda , A vitamini eksikliği olanlarda
daha sık olmak üzere , orta kulak iltihabı , zatürree , beyin iltihabı , körlük , karaciğer
iltihabı , apandisit , kalp zarı iltihabı , böbrek bozukluğu ve nadir olarak da ölüm
görülebilir. Çok nadiren kızamıktan yaklaşık 7 yıl sonra , yine ortalama 9 yaşlarında ve
erkeklerde dejeneratif bir beyin hastalığı ( subakut sklerozan panensefalit ) da görülebilir.
Hamilelik sırasında kızamık geçirenlerde düşük ve erken doğum yapma ihtimali vardır.
Genel olarak bağışıklık sistemi yetersiz olanlarda , normal olanlara göre hastalık daha
uzun sürer , daha şiddetli seyreder ve ölümle sonuçlanabilir.
Kızamığın özel bir tedavisi yoktur. Hastalık sırasında destekleyici olarak ateş düşürücüler,
bol sıvı , balgam söktürücüler ,A vitamini içeren ilaçlar kullanılabilir. Çevrenin nemlendirilmesi
yararlı olabilir.Sonradan bakteriyel bir hastalık ilave olmazsa antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur.
KIZAMIKTAN KORUNMA YOLLARI
Bütün vakalar döküntünün ilk 4 günü solunum yoluyla bulaştırmaları engellenecek şekilde izole edilmelidirler.
Hastalıktan korunma büyük oranda aşı yoluyla sağlanmaktadır. Kızamığın ölü virüs içeren aşısı yan
etkilerinden dolayı 1967 yılından beri terk edilmiş ve 1960’lı yıllardan itibaren canlı , hastalık
yapma gücü engellenmiş virüslerle hazırlanan aşısı kullanılmaya başlanmıştır. 1976 yılından beri
tüm sağlıklı bebeklere 15. ayda kızamık aşısının uygulanması önerilir.Ancak bebeklerin 1 yaşına
gelmeden önce kızamık virüsü ile karşılaşma riskleri yüksekse , ilk aşılama 9. ayda da yapılabilir.
Ülkemizdeki aşı uygulama takviminde de ilk doz kızamık aşısı 9. aydadır. Bunu takiben 15. ayda
bir doz daha yaptırmak gerekir. 1990’lı yılların başından itibaren 15. aydaki aşıdan sonra 4 – 6
yaşında veya 11 – 12 yaşında da aşı yapılması önerilmeye başlanmıştır. Kızamık aşısı , kızamık –
kızamıkçık – kabakulak( MMR ) aşısı şeklinde de yapılabilir. Aşılama ile % 95 oranında bağışıklama
sağlanır. O sırada yüksek ateş ,bağışıklık sisteminde baskılanma ya da yetersizlik , hamilelik
varsa aşı yapılmamalıdır. Kızamık virüsü ile temastan sonraki 72 saat içinde
aşı yapılırsa , koruyucudur.
Hamilelerde , bağışık sisteminde yetersizlik olanlarda , 1 yaşın altındaki kızamık virüsü ile temas
edenlerde ilk 6 gün içinde , kızamık geçirmekte olan anneden doğan bebeklerde korunma , hazır
antikorlarla ( immunglobulin ) sağlanır. Bu korunma kısa süreli olur.
2004 yılında Türkiye’de kızamığı ortadan kaldırıcı çalışma sağlık bakanlığı tarafından yeniden
başlatılmıştır. Öncelikle ilköğretim çağındaki çocuklarda başlatılan çalışma ile Türkiye genelinde
binlerce çocuğa aşı yapılması sağlanmıştır. 2004 yılı içinde ağırlığın okul öncesi çocuklara ve
okula devam etmeyen 6 14 yaş arasındaki çocuklara verilmesi planlanmıştır. Hedeflenen sayılara
ulaşılırsa , Türkiye , Avrupa’da yürütülen en büyük kızamık kampanyasını gerçekleştiren
tek ülke olacaktır.
Dünyada her yıl yaklaşık 30 milyon kızamık vakası ve kızamığa bağlı yaklaşık 800 bin ölüm
olduğu tahmin edilmektedir. Şu anda dünyadaki çocuk ölümlerinde , aşıyla önlenebilen hastalıklar
arasında kızamık ilk sıralarda yer almaktadır. Bunun nedeni , kızamık aşısının yeterince
yapılamaması olarak açıklanmaktadır. Hastalıktan korunmanın tek yolu AŞILANMAKTIR !!!

|
|
|
 |
 |
 |
© , Biruni Laboratuvarı - Her hakkı saklıdır. |
|
|
 |