|
|
 |

HALK SAĞLIĞI BÜLTENLERİ
HEPATIT-B AIDS
Son zamanlarda kendinizi biraz yorgun hissediyorsunuz. Gerçi işyerinizde sorunlar var,
daha yoğun çalışmanız gerekiyor. Ama sakın bir hastalık olmasın? Gidip bir "check-up" yaptırıyorsunuz ve kan
tahlilinde Hepatit B çıktığını söylüyorlar! Dünya başınıza yıkılıyor! Ne yapacaksınız şimdi? İlk yapmanız
gereken bu virus ve bu hastalık hakkında bilgi edinmek!
Hepatit B nedir?
Hepatit B enfeksiyonu, Hepatit B virüsünün (HBV) karaciğere yerleşip orada çoğalarak karaciğeri tahrip etmesiyle ortaya çıkan bulaşıcı
bir hastalıktır. Bugün dünyada Hepatit B hastalığını geçirmiş 2 milyar kişi vardır. Ülkemizde yaklaşık her 10 kişiden biri Hepatit B
virüsü taşıyıcısıdır. Dünyada yaklaşık 350 milyon kişinin Hepatit B virüs taşıyıcısı olduğu bilinmektedir.
Hepatit B nasıl bulaşır?
Virüsü taşıyan kişilerin kan veya vücut sıvıları (meni, tükürük, vajinal sıvı, ter, gözyaşı) ile temas,
Enfekte kişi ile ortak enjektör kullanma,
Derideki bir çatlak veya açık yaranın enfekte vücut sıvısı ile teması,
Virüsü taşıyan kişilerle cinsel temas,
İyi sterilize edilmemiş kesici, batıcı bir aletin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması (kulak delme, sünnet, manikür-pedikür, traş bıçakları, makas, diş fırçaları),
Virüsü taşıyan hamile kadınlardan doğum sırasında bebeklere virusun bulaşması
Hepatit B virusu; günlük yaşamda tokalaşmakla, yanaktan öpme ile, taşıyıcı birinin hazırladığı yemeği yemekle,
hasta bir kişiyi ziyaret etmekle, taşıyıcı bir çocukla oynamakla, öksürme veya hapşırma ile kişiden kişiye bulaşmaz.
Risk Grupları;
Hepatit B’li anneden doğan bebekler
Hepatit B hastası veya taşıyıcısı olanlarla aynı ortamda yaşayanlar
Birden fazla kişi ile cinsel ilişkisi olanlar
Sağlık personeli
Diyalize giren böbrek hastaları
Kanama bozukluğu nedeniyle sık sık kan veya kan ürünlerini kullananlar
Damar içi ilaç bağımlıları
Toplu halde yaşanılan yerlerde bulunanlar ( okul, kışla, yurt, huzurevi, vb)
Hepatit B’nin ülkemiz gibi yüksek oranda görüldüğü ülkelerde yaşayanlar
Hepatit B belirtileri nedir?
Bulaşmadan 2-6 ay sonra bulantı, karın ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, eklem ağrıları ile birlikte göz aklarında ve deride sararma,
idrar renginde koyulaşma ile kendini belli eden bir “akut hepatit” gelişir. Genellikle sarılık vardır; ama olmayabilir de.
Sarılık yoksa, insan akut hepatit geçirdiğini bile fark etmeyebilir. Yani akut hepatit biraz halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık gibi
belirtilerle ayakta geçirilebilir. Grip zannedilebilir. Bu akut dönem; birkaç gün, en çok birkaç hafta sürer. Tanı; idrar ve kan
tahlilleri ile koyulur. Karaciğer testleri bozulmuştur. Akut hepatitte bozulan karaciğer testleri en geç 6 ay içinde tamamen normale
döner. Kanda hepatit B varlığını gösteren HBV antijeni kaybolur ve HBV antikoru, yani bu virusa karşı bağışıklık gelişir. Bu şekilde
sarılık olarak veya farkında olmadan akut hepatit geçiren insan, ömür boyu bir daha hepatit B’ye yakalanmaz.
Bazı insanlarda ise; 6 ay içinde HBV antikoru, yani bağışıklık oluşmaz. HBV, kandan ve karaciğerden temizlenemez; varlığını sürdürür.
Bu durumda iki olasılık vardır:
1) Karaciğer testleri normaldir. Karaciğerde ve kanda HBV vardır, ama karaciğere zarar vermemektedir. Bu duruma
“HBV taşıyıcılığı” diyoruz. Taşıyıcılarda hiçbir hastalık belirtisi yoktur. Taşıyıcılar, kendileri hastalanmaz ama virusu kan yoluyla
ve cinsel temasla başkalarına bulaştırabilirler.
2) Karaciğer testleri bozuktur. HBV karaciğerde varlığını sürdürmekle kalmaz; çoğalır ve karaciğere zarar verir.
Bu duruma “kronik hepatit” diyoruz. Hastalık yıllarca hiçbir belirti vermeyebilir; ya da halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, karında
gaz, hazımsızlık gibi yakınmalara yol açabilir. Siroza ilerleyebilir.
Tedavi
HBV taşıyıcılığının tedavisi yoktur. Aslında taşıyıcılarda hastalık gelişmediği için tedaviye gerek de yoktur. Bu kişiler normal
hayatlarını sürdürebilirler. Hepatit B taşıyıcısı bir belirti göstermese de karşısındaki kişinin bağışıklık durumunu bilemeyeceği
için korunmasız cinsel ilişkiye girmemelidir. Taşıyıcıların yılda 1-2 kez hekim kontrolünden geçmeleri ve karaciğer testlerini
yaptırmaları önerilir. Karaciğer için zararlı olan alkollü içkiler içilmemelidir. Hekim reçetesi dışında ilaç kullanılmamalıdır.
Kronik hepatit tedavisinde ise antiviral ilaçlar ve interferon kullanılmaktadır. Nasıl bir tedavi yapılacağına karar vermek için
kanda HBV düzeyini ölçmek ve karaciğer biyopsisi yapmak gerekir. Kanda HBV düzeyi yüksek olanlarda bu sayıyı azaltmak için antiviral
tedavi uygulanır. Biyopsi bulgularına göre de, bu tedaviye ek olarak veya tek başına interferon tedavisi yapılır. Tedavi başarısı
%60-80 dolayındadır. Biyopside siroz bulguları varsa, interferon uygun bir tedavi seçeneği değildir.
Korunma
Hepatit B’nin sinsi bir hastalık olması ve %100 etkili bir tedavisinin olmaması nedeniyle, hastalıktan korunmak için alınacak
önlemler çok önemlidir! Bu önlemleri şöyle sıralayabiliriz:
+ Gereksiz ve özellikle acil kan nakillerinden kaçınmak. Kan bankalarında, verilen tüm kanlarda HBV taraması yapılmaktadır.
Fakat acil olarak kan verilmesi gereken durumlarda test yapmaya zaman kalmayabilir.
+ Korunmasız riskli cinsel ilişkiden kaçınmak. Cinsel ilişki ve kan yoluyla HBV bulaşma riski AIDS bulaşma riskinden çok daha yüksektir.
+ Aşılanmak. En kolay ve en etkili korunma yöntemi HBV’ye karşı aşılanmaktır. HBV ile karşılaşma olasılığı yüksek olan kişiler özellikle
aşılanmalıdır. Hepatit B aşısı en az bir ay arayla 3 kez yapılır ve en az 5-10 yıl (büyük olasılıkla ömür boyu) kalıcı bağışıklık sağlar.
HBV aşısı, ülkemizde yeni doğan bebeklere ücretsiz yapılmaktadır. Böylece 20 yıl içinde HBV taşıyıcılığının ve HBV’ye bağlı kronik
karaciğer hastalığının büyük ölçüde azalması beklenmektedir.
Dünya 22 yıldır bu hastalıkla savaşıyor. Bu savaşta 20 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Tedavide kullanılacak ilaçların
ve koruyucu aşıların geliştirilmesi için araştırmalara büyük kaynaklar ayrıldı. Hastalığa yakalananların yaşam süresi uzadı,
tedavide büyük ilerlemeler sağlandı. Buna karşın hastalığın yayılması önlenemedi... Her gün binlerce insan virusu alıyor, binlerce
insan taşıdığı virusu başkalarına bulaştırmaya devam ediyor, binlerce insan işini ve ailesini kaybediyor. Dünyanın her tarafında gözle
görülmeyen dramlar yaşanıyor, çocuklar ölüyor. Neden? Bilgisizlikten, aldırmazlıktan, vurdumduymazlıktan... Dünyada her 5 saniyede
bir kişinin AIDS hastalığının etkeni olan Human immun defisiency virus (HIV) ile enfekte olduğu düşünülürse, AIDS konusunda bilinmesi
gerekenleri bir kere de burada tekrarlamanın faydası olacağı inancındayız.
+ AIDS’e yol açan virus (HIV) kan ve cinsel salgılarda bulunur. Bu virusu taşıyan kişilerden kan almakla, kanıyla bulaşmış iğne,
enjektör, traş bıçağı, diş fırçası gibi araçların ortak kullanılmasıyla ve bu kişilerle cinsel ilişki kurmakla bulaşır.
+ Virusu taşıyan kişilerle birlikte oturmak, yemek yemek, aynı iş yerinde çalışmak, aynı okulda okumak virusu bulaştırmaz.
Bu kişilerle el sıkışmak, telefon, kitap, defter gibi araçları veya tuvaleti ortak kullanmakla hastalık başkalarına bulaşmaz.
+ AIDS; kapı kollarından, yatak çarşaflarından, havlulardan, paradan, sabundan, ortak kullanılan sauna, kaplıcalar ve plajlardan
bulaşmaz.
+ Sivrisinekler AIDS bulaştırmaz
+ AIDS; ter, idrar ve dışkı ile bulaşmaz.
+ Gebelikte AIDS virusu taşıyan bir anneden, bebeğine virus bulaşma olasılığı vardır.
Virusun bulaştığı kişi hemen hasta olmaz. Virusun bulaşmasından en az 2-6 hafta sonra bazı insanlarda ateş, boğaz ağrısı, boyundaki
bezelerde şişme, deri döküntüsü gibi ilk belirtiler görülebilir ve birkaç gün içinde kendiliğinden geçer. Çoğu kişide bu belirtiler
bile görülmez. Virusu taşıdığı halde insanların çoğunda hiçbir hastalık belirtisi yoktur. Bu belirtisiz dönem 10 yıl kadar
sürebilir. Hiçbir hastalık belirtisi göstermediği halde bu insanlar yıllarca kan ve cinsel ilişki yoluyla virusu bulaştırabilir.
Bir insanın kanında virus bulunup bulunmadığı kan testiyle belli olur. Ancak, testin pozitif olması, yani “virus var” denebilmesi
için bulaşmadan itibaren en az 4-6 haftalık bir süre geçmesi gerekir. Kendisine virus bulaştığından kuşkulanan kişiler, bu süre
içinde test yaptırırlarsa, test negatif sonuçlanacak, yani “virus yok” denecektir. Bu kişilerin, virus almadıklarından emin olmaları
için 3 ay ve 6 ay sonra testi tekrarlamaları gerekir. Bulaşma olasılığı taşıyan riskli bir davranış, örneğin kuşkulu bir cinsel
ilişkiden 6 ay sonra test yine negatif sonuçlanırsa virusun bulaşmadığı kabul edilebilir.
Test olarak en sık kullanılan, en güvenilir yöntem ELISA’dır. ELISA testinin bir kez pozitif sonuç vermesi tanı için yeterli sayılmaz.
Mutlaka ikinci bir kez kan alınarak kontrol edilmesi ve ayrıca bir doğrulama testiyle doğrulanması gerekir. İki kez yapılan ELISA
ve doğrulama testi negatif sonuçlanmışsa, kişinin virusu almadığı kabul edilir.
ELISA ve doğrulama testleri pozitif sonuçlanırsa, bu kişiye “HIV-pozitif” denir. Bu kişi virusu taşımaktadır, başkalarına kan veya
cinsel ilişki yoluyla bulaştırabilir. Ama AIDS hastası değildir! “HIV-pozitif” ile AIDS aynı şey değildir. AIDS demek için HIV-pozitif
olmak gerekir, ama yetmez! Bir insana “AIDS” demek için hem HIV-pozitif olması, hem de hastalık belirtilerinin görülmesi gerekir.
AIDS belirtilerini üç grupta toplayabiliriz;
1) Sistemik belirtiler: Sebebi belirlenemeyen ve 3 haftadan fazla devam eden yüksek ateş, ishal, aşırı kilo kaybı, boyun ve
koltuk altında bezelerin büyümesi, ağızda sık tekrarlayan veya iyileşmeyen beyaz plaklar (pamukçuk)
2) Fırsatçı infeksiyonlar: Olağan dışı etkenlere bağlı zatürree, menenjit, beyin apsesi, ishal, görme bozukluğu (retinit), deri infeksiyonları
3) Fırsatçı tümörler. Lenfoma, Kaposi sarkomu, jinekolojik veya anal bölge tümörleri
AIDS tedavi edilebilir mi?
Bir bakıma evet, bir bakıma hayır. Tedavide kullanılan ilaçlar, HIV taşıyıcılığını ortadan kaldırmaz, ama hastalık belirtilerinin ortaya
çıkmasını, yani AIDS gelişmesini önler veya geciktirir. AIDS aşamasına gelmiş hastalarda da belirtilerin ortadan kalkmasını sağlar.
Tedavi altındaki hastalar, normal yaşamlarını sürdürebilir, günlük işlerini yapabilir. Bu nedenle, HIV-pozitif olduğunu öğrenen kişi,
hastalığının hangi aşamada olduğunu ve tedavi olanaklarını öğrenmek için bu konuda deneyimli bir merkeze başvurmalıdır.
Toplum içinde en yaygın bulaşma yolu, korunmasız cinsel ilişkidir. Cinsel ilişki sırasında doğru prezervatif kullanımı, AIDS’in
bulaşmasını önler. HIV taşıyan kadın veya erkeklerin yıllarca hiçbir hastalık belirtisi göstermediği, tamamen sağlıklı gözüktüğü, buna
rağmen virusu bulaştırabildiği unutulmamalıdır. Tek eşlilik en güvenilir yaşam biçimidir.
HIV enfeksiyonu saptanan herkesin tedavi olması gerekmez. Tedavi kararı, kandaki virus sayısına, direnç durumuna ve hastanın tedaviyi
sürdürüp sürdürmeyeceğine bakarak verilir. Bunun için hasta ile hekim yakın bir işbirliği içinde olmalıdır.
Hastalıktan korunmak bizim elimizde. Bilinçli ve güvenilir bir cinsel yaşam, emniyetli kan ürünlerinin kullanımı ile ömür boyu bu
hastalıktan korunmak mümkün. Unutmayın! AIDS kader değildir.
Aids (750 KB)
|
|
|
 |
 |
 |
© , Biruni Laboratuvarı - Her hakkı saklıdır. |
|
|
 |